Steins;Gate ile zaman çizgileri arasında yolculuğa çıkalım.

 

Zamanın akışıyla ilgili teorilerden az çok hoşlanıyorsanız, zamanı akan bir nehre benzetmenin oldukça yaygın bir metafor olduğunu bilirsiniz. Farklı küçük kollara dağılabilmesi, yatağında uzun yollar kat etmesi, yatağına müdahale edildiğinde dahi ilerleyişinin engellenememesi, sadece kendine yeni bir yatak yaratması gibi özellikleriyle nehirler, zaman çizgisi (ya da çizgileri) ile ilgili teorilere ilham vermiştir. Ayrıca pek çok hikayede de zamanın kendisi bir tanrı olarak nitelendirilmiştir. Eğer zaman çizgisiyle uğraşırsanız; tanrı gelir, sizi bulur, pişman eder. Bu uğraşma eylemi, genellikle zamanda yolculuk şeklinde tecelli edebilir. Elbette tek yol bu değil. İnsanoğlu, hayatını mahvetmek için farklı yöntemler geliştirmekten de geri durmadı bugüne kadar. Zaman çizgisine müdahale için en dolaylı yollardan birisini seçen ve bunu en yaygın yöntem olan zaman yolculuğuna evrilten Steins;Gate‘ye sadece bu nedenle bile saygı duyduğumu belirterek başlayayım yazıma. Detaylara ilerleyen satırlarda gireceğim.

Öncelikle biraz bilgilenelim. Buralar spoiler değil. Gevşeyin. 🙂 Steins;Gate, başlangıçta oyun olarak başlayan hikayesine anime kolundan da devam edenlerden. İlk oyunu 15 Ekim 2009’da Xbox 360 için çıkartıldı, ardından 2010-2015 yılları arasında Microsoft Windows ve PlayStation serisine de yayıldı. 8 Eylül’de de PC platformuna çıkışını gerçekleştirdi. Anime kısmı ise 6 Nisan – 14 Eylül 2011 tarihleri arasında White Fox stüdyosu tarafından hayata geçirildi. 24 bölümlük kısa olarak nitelendirilebilecek bir seri. 1 adet de OVAsı bulunmakta.

steins_gate

Spoiler alarmını şuraya iliştirdikten sonra hikaye akışıyla ilgili konuşalım biraz. Steins;Gate’nin oldukça güçlü yan karakterleri olmasına karşın, tartışmasız ana karakteri Okabe Rintarou, ya da kullandığı takma isimle Hououin Kyouma‘dır. Kendisinin çılgın bilim adamı olduğunu iddia etmektedir ve SERN isimli dünyanın en büyük bilimsel organizasyonunun dünyayı kontrol etmesine engel olmak amacıyla Gelecek Cihazları Laboratuvarı‘nı kurar. Önceleri bu laboratuvarın sadece 3 üyesi vardır. Bunlar Shiina Mayuri (Mayushii 🙂 )Hashida Itaru “Daru” ve tabii ki Okabe‘dir. Daru, bilgisayar işleriyle ilgilenirken; Mayuri ise aylak aylak takılmakta ve Okabe’nin rehinesi olduğunu iddia etmektedir. Elbette bu laboratuvar gerçekten bilimsel işler yapan bir laboratuvar olmaktan çok uzaktır. Herşey Okabe’nin bilimsel bir konferansa gitmesiyle başlıyor. Okabe konferans binasında Makise Kurisu‘yu kanlar içerisinde yerde görüyor ve Daru’ya durumu mesaj atıyor. Mesajı attıktan sonra da Kurisu’yu bir nevi hayata döndürüyor. Nasıl mı yapıyor bunu? Genel hatlarıyla şu şekilde. Laboratuvardaki mikrodalga fırından bozma bir cihaz geçmişe mesaj gönderebiliyor. (Sadece bunu çözmeleri bile sanıyorum en az 6 bölüm almıştı.) Teorik olarak geçmişe mesaj göndererek zaman akışını değiştirebiliyorsunuz. Ayrıca seri ilerledikçe, zaman çizgisine yapılan etkilerin sadece mesajla sınırlı kalmadığını hatırlatmak isterim. Elbette bunu anlamak için denemeler yaparken zaman çizgisi defalarca değişiyor zaten. İşin ilginç tarafı, Okabe’nin zaman çizgisi değişse dahi anılarını koruyabilen tek kişi olması (Reading Steiner 🙂 ). Tabi ki bu çalışmalar sırasında yeni arkadaşlıklar kuruluyor ve laboratuvar üye sayısı hızla artıyor. Yeni üyelerden birisi de Makise Kurisu. Hemen hemen her birisi de birer mesaj atıp geleceği değiştiriyorlar. Zaman içerisinde, Mayushii’nin zaman çizgisi ne kadar değişirse değişsin, herhangi bir nedenle öleceğini anlayan Okabe, yaptığı değişikliklerin hepsini geri almaya, orijinal zaman çizgisine dönülmesi gerektiğine karar verir ve zaten şimdiye kadar kafamızı yeterince karıştıran hikaye akışı, bu kararla beraber çok daha karmaşık ve trajik (neden olduğunu izleyip görün artık 🙂 ) bir şekle evrilir.

Bence anime 10-11. bölümlerden sonra sizi içine çeken ve sürprizlerini size teker teker göstermeye başlayan bir seri. Baş kısmının çok sıkıcı ve kafa karıştırıcı geldiğini söylemek zorundayım. Ancak bazen bu tarz teorik konuları işleyen ve sürprizli animelerin uzun süren bir hazırlık aşamasına ihtiyaç duyabileceği gerçeğini atlamamak gerekiyor. Eğer sabırlı bir şekilde izleyip, bölümleri yarılayabilirseniz, devamında peynir ekmek kıvamında, çok keyifli bir seri izleyeceğinize şüpheniz olmasın. El Psy Congroo!


Bir Yorumda Bulun